Mesele kusur bulmak değil
Bazı isimler vardır, yan yana geldiğinde insanı otomatik olarak bir yargıya sürükler.
Hangisi daha iyi, hangisi daha doğru, hangisi daha eksik diye düşünürsün.
Çünkü alıştığımız düzen budur; kıyasla, seç ve geç.
Ama burada yapılan şey, ilk bakışta sanıldığı kadar basit değil.
Ortada bir kazanan ya da kaybeden aramak da gereksiz.
Sadece çoğu zaman gözden kaçan bir nokta var.
Bu yazı futbol üzerine değil. Ama futboldan bir örnekle başlamak istiyorum. Çünkü bazen bir sahadaki 90 dakika, insan hayatını anlatmaya yeter.
Bir tarafta Sergen Yalçın…
Doğuştan yetenekli, top ayağına geldiğinde oyunu yavaşlatan, bir dokunuşla maçı çözen bir futbol zekâsı. Ama kariyeri boyunca en çok eleştirildiği nokta; istikrar ve süreklilikti. Hırsı dönem dönem devreye giren, biraz da keyfine göre oynayan bir yıldız olarak anıldı.
Diğer tarafta Barış Alper Yılmaz…
90 dakika durmayan, kaybetmeye tahammülü olmayan, fizik gücü ve mücadeleyi doğal refleks hâline getirmiş bir oyuncu. Sahada vazgeçmeyi bilmeyen, yeteneğinden çok çalışkanlığıyla ayakta kalan bir karakter.
İkisi de kendi alanında değerliydi. Ama ikisi de mükemmel değildi.
Eğer Barış Alper’in bitmeyen hırsı ve çalışma iştahı, Sergen Yalçın’ın saf yeteneği ve oyun zekâsıyla birleşseydi; ortaya sadece Türkiye ligleri için değil, Avrupa futbolu için bir efsane çıkardı. Ama hayat böyle çalışmıyor. Çünkü hiçbir insan tek başına her şeye sahip değil.
İşte tam da bu noktada mesele futbol olmaktan çıkıyor, insan olmaya geliyor.
Kimse mükemmel değildir. Her insanın bir eksiği, bir fazlası vardır. Kimi çok zekidir ama sabırsızdır, kimi çok çalışkandır ama yönünü kaybeder. Kimi güçlüdür ama duygularını gizler, kimi iyi niyetlidir ama kırılgandır.
Sorun kusurların varlığı değil…
Sorun, kusurlara tahammülsüzlüktür.
Günümüzde insanlar birini hayatına alırken, önce artılarını sever, sonra eksiklerini saymaya başlar. “Aslında iyi biri ama…”, “Şurası olmasa daha iyi olurdu…” cümleleri, çoğu ilişkinin sessiz başlangıç noktasıdır.
Oysa bir insanı kabul ettiysen, onu olduğu gibi kabul etmişsindir. Kabul etmek; kusurları yok saymak değildir. Kabul etmek; kusurlarla birlikte yürümeyi göze almaktır. Birini seviyorsan, onu değiştirmeye değil, tamamlamaya çalışırsın.
Herkes kendine benzeyeni arıyor. Ama asıl ihtiyaç duyduğumuz insanlar, bizi dengeleyenlerdir. Senin sustuğun yerde konuşan, senin acele ettiğin yerde durduran, senin vazgeçtiğin anda hatırlatan insanlar…
Sergen Yalçın yeteneği temsil eder.
Barış Alper Yılmaz mücadeleyi.
Ama hayat, bu iki özelliğin tek bedende olmasını nadiren nasip eder.
Bu yüzden kimse mükemmel değildir.
Ama doğru insanlar bir araya geldiğinde, eksikler sorun olmaktan çıkar.
Mesele kusur bulmak değil…
Mesele, kusurla birlikte yol yürüyebilmektir.
