Bana bir fotoğraf gönderin
“Yaşadığım bir olay bana şunu düşündürdü: Bizim işimiz aslında zor değil; gördüğünü yazmak, halkın sesini duyurmak, doğruyu yanlıştan ayırmak, yapılanı takdir etmek, yapılmayanı hatırlatmak ve gerektiğinde uyarmaktır. Zor olan, yazdıklarımız karşısında gösterilen tepkiler. Oysa basının görevi, sadece haber aktarmak değil; halkla yönetenler arasında köprü kurmak, doğruyu savunmak ve gerektiğinde en güçlüye bile gerçeği hatırlatmaktır.”
“Bir basın mensubu olarak sormak isterim: Eğer bir siyasetçi halkın arasında yer almıyor, vatandaşın sorunlarını dinlemiyor, şehit ailelerini ziyaret etmiyor, köy kahvelerinde oturup çay içmiyor, esnafın kapısını çalmıyor ve öğrencinin, işçinin, çiftçinin sesine kulak vermiyorsa, bunu görmezden mi gelelim?
Şunu da açıkça ifade edeyim: Basın mensubu olmak, her zaman alkışlamak değil, gerektiğinde uyarmaktır. Görevimiz, şehirde olup biteni, eksikleri ve yapılmayanları dile getirmektir. Halkın beklentisini, sokağın sesini, köyün yolunu, pazarın derdini yazmaktır.
“Ne yazık ki, eleştirel bir yazıyı kaleme aldığımızda tehdit diliyle karşı karşıya kalıyoruz. En doğal demokratik hak olan eleştirinin, ‘Seni mahkemeye veririm’ gibi söylemlerle bastırılmaya çalışılması, basın özgürlüğü açısından kabul edilemez bir tutumdur.”
Ama unutulmamalı ki siyaset yapan kişi eleştiriye açık olmalıdır. Çünkü eleştiri her zaman zarar vermez; aksine insanın göremediğini gösterir, eksiklerini tamamlamasına vesile olur. Yapıcı eleştiriyi dikkate almak, hem siyasetçiyi hem de toplumu ileriye taşır.
Peki, biz bu baskılar yüzünden işimizi yapmayalım mı? Susalım mı? O zaman basının, kamuoyunun, hatta demokrasinin varlık sebebi ortadan kalkmaz mı?
Ben şunu soruyorum: En son ne zaman bir şehit ailesi ziyaret edildi? O kapı çalındığında, “Bu vatan için evladını feda eden bu aileyi yalnız bırakmıyoruz” denildi mi? Ne zaman bir köy kahvesinde vatandaşın derdi dinlendi? Bir hasta evinde hal hatır soruldu mu? Ya da sadece bir yol çalışmasının, bir okul onarımının fotoğrafı gönderildi mi?
Bana bir fotoğraf gönderin; inanın o haberi gönülden yazarım. Çünkü ortada iş vardır, emek vardır, samimiyet vardır. Çünkü o karede siyasetçinin değil, halkın derdine koşan bir insanın izi vardır.
Ama hiçbir şey yapılmıyor, sadece koltukta oturuluyorsa, kusura bakmayın, basın da susmayacak. Çünkü bu şehirde emek veren, alın teri döken, çocuğunun geleceği için kaygı duyan insanlar var. Onların sesi duyulmazsa, biz niye varız?
Tehdit etmeyin, işinizi yapın. Herkes işini yapsın.
Siyasetçi şehrin sorunları için koşsun. Basın mensubu gördüğünü yazsın. Vatandaş da gerçeği bilsin ve hesabını sorsun.
Unutmayın: Sahaya çıkmadan maç kazanılmaz; halkın karşısına çıkmadan siyaset yapılmaz.
Ve unutmayın, basını susturursanız halkı da susturmuş olursunuz.
“Giresun Merkez Gazetesi İmtiyaz Sahibi, Hakan Kuloğlu“
