Dünya Gazeteciler Günü
Bugün 21 Ekim. Sosyal medyada “Dünya Gazeteciler Günü kutlu olsun” mesajları uçuşuyor. Çiçekler, plaketler, tebrik telefonları… Ama nedense içimde hep aynı soru: Gerçekten neyi kutluyoruz?
Tercüman-ı Ahval’in 1860’ta yayımlanması elbette önemli bir dönüm noktasıydı. Devletin resmi yayınlarının dışında, bir sivil gazetenin çıkıyor olması, dönemin şartları düşünüldüğünde cesur bir adımdı. İşte bu nedenle bazı gazetecilik örgütleri 21 Ekim’i “Gazeteciler Günü” olarak belirlemiş. Fakat bu tarih ne UNESCO ne de başka bir uluslararası kurum tarafından tanınıyor. Yani “dünya” kısmı, biraz fazla iyi niyetli bir ek.
Dünyanın gazeteciliğe ayırdığı tek gerçek gün aslında 3 Mayıs. Birleşmiş Milletler’in 1993’te ilan ettiği “Dünya Basın Özgürlüğü Günü.” Kutlamaktan çok, basının baskı altına alındığı yerlerde mücadeleyi hatırlatmak için var. Her yıl öldürülen, hapse atılan, susturulan gazetecilerin sesi olmak için. 3 Mayıs, süslü cümlelerin değil, acı gerçeklerin günüdür.
Ama bizde 21 Ekim daha çok öne çıkar. Belki biraz da basının yaşadığı sorunlara rağmen, içimizi ısıtacak bir gün arıyoruz. Kabul, semboller değerlidir. Ama onları gerçeklikle beslemediğimizde, sadece tabela olarak kalırlar.
Bir de 10 Ocak var. Sessizce gelip geçen, çoğu zaman göz ardı edilen bir başka tarih. 1961’de yürürlüğe giren 212 sayılı yasa sayesinde gazeteciler ilk kez sigorta, kıdem tazminatı, fazla mesai gibi haklara kavuşmuştu. Büyük bir kazanımdı. O zamanlar adı “Çalışan Gazeteciler Bayramı”ydı. Bugün ise plaketlerle, çiçeklerle kutlanıyor. Hakların hatırlanması ve geliştirilmesi her zaman önemli.
Ama şahsen bu günü daha anlamlı buluyorum. Çünkü gazetecilik, sadece resmi basın kartıyla ölçülen bir şey değil; habere, gerçeğe ve kamuya hizmet etme anlayışıyla şekillenen bir meslek. Bu işi sahada, toplumla ve gerçeklerle iç içe yapmak çok değerli. 10 Ocak, sadece bir tarih değil; gazetecilerin çalışma koşulları, hakları ve emeğinin somutlaşmış bir simgesi. Bizler için bayramlar, alın teri ve mücadeleyle kazanılmış haklarla gerçek anlamını bulur. Bu yüzden, 10 Ocak’ın unutulmaması ve hakkıyla anılması gerektiğine inanıyorum.
Bugün Türkiye’de gazetecilik yapmak kolay değil. Otosansür, işsizlik, yandaşlık baskısı, geçim derdi… Ve tüm bunlara rağmen haberin peşinden koşan, sesini kaybetmeyen, kalemi bırakmayan gazeteciler var. İşte kutlanması gereken bir şey varsa, o da bu dirençtir.
Kimi 21 Ekim’de hatırlar gazeteciliği, kimi 10 Ocak’ta, kimi 3 Mayıs’ta… Ama ne zaman hatırlarsak hatırlayalım, şunu unutmamak gerekir:
Gazetecilik, sadece bir meslek değil; özgürlüğün, vicdanın ve kamunun sesi olmaktır.
