Hakan Kuloğlu Zeynep Perçin
Thank you for reading this post, don't forget to subscribe!Hakan Kuloğlu Zeynep Perçin
Gazetemizin imtiyaz sahibi Hakan Kuloğlu, edebiyat dünyasında önemli bir yer edinen Zeynep Perçin’i konuk etti. Röportajda Perçin, yazma sürecinde özgürlüğün önemine değindi ve bu konudaki deneyimlerini paylaştı. Perçin, yazmaya başladığı ilk yıllarda kendisini ve kalemini kısıtlamadığını fark ettiğini belirterek, bu kararın ardından eserlerinde büyük bir özgürlük kazandığını ifade etti. Hem şiirlerinde hem de romanlarında karakterlerine sınırsız bir ifade özgürlüğü tanıyan Perçin, bu yaklaşımının hem yazılarına hem de edebiyat dünyasına taze bir soluk getirdiğini söyledi. Röportaj boyunca Perçin, yazarlık yolculuğunda kazandığı deneyimlerini ve gelecekteki projelerini de içtenlikle paylaştı.
İşte röportajın detayları:
HAKAN KULOĞLU: Kendinizi tanıtır mısınız?
ZEYNEP PERÇİN: 1983 Kahramanmaraş/Pazarcık doğumluyum. Bir çiftçinin kızıyım. Annem ev hanımı. Coğrafyanın her yerde kader olmasını gerçekleştiren Güneydoğu, elbette bir kız çocuğu olarak benim de kaderimi çoktan belirlemişti. Ortaokuldan mezun olduktan sonra okutulmadım. Lise eğitimimi, birçok olanaksızlık içinde, çok isteyerek açıköğretimden tamamladım. Üniversite hayalleri kurarken kendimi İtalya’da evlenmiş buldum. An itibarıyla 21 yıldır İtalya’da yaşıyorum. Evli ve dört çocuk annesiyim.
HAKAN KULOĞLU: Kaçıncı kitabınız çıktı?
ZEYNEP PERÇİN: On iki adet derlemede yer aldım. Kendime ait bir romanım 2024 yılının Nisan ayında basıldı. Bunun yanı sıra birçok dergide de “öykü, şiir, deneme” gibi yazılarım yayımlandı. Şimdi baskıyı bekleyen iki ayrı dosyam da hazırda sırasını bekliyor.
HAKAN KULOĞLU: Kendinize ait romanınızın ismi nedir ve neyi anlatıyor, kısaca bahseder misiniz?
ZEYNEP PERÇİN: Romanımın ismi Posta Güvercinleri. Bir tek teması yok. Posta Güvercinleri, aile ve aidiyet kavramlarını ve güveni simgelerken, yanı sıra savaşın aileler ve çocuklar üzerinde ne tür izler/yaralar açtığını anlatıyor. Maalesef ensest ilişkilere de dokunuyor.
HAKAN KULOĞLU: Bugün bana sorsalar, deseler ki en beğendiğiniz şair kim? Ben şu an tereddütsüz sizin isminizi veririm. Peki, siz şiir yazmaya nasıl başladınız? Şiir yazarken sizi en çok etkileyen şey nedir?
ZEYNEP PERÇİN: Doğrusu, kendime şair demeye dilim varmaz. Şair olduğumu kabul etmiyorum. Bu sorunun şöyle olmasını tercih ederim: Yazmaya nasıl başladın, yazarken seni en çok etkileyen şey…
Ben yazı yazmaya tam olarak ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. Çok küçüktüm ve abilerimin daktilo yazısına benzeyen el yazılarına, defterlerle uğraşmalarına, sürekli kitap okumalarına özendiğimi düşünürdüm. Mürekkep, kitap ve silgi kokusu başımı döndürürdü.
İlkokul çağlarımda (üzülerek söylüyorum) ailedeki görünmez çocuğu görünür kılmak için hayal dünyama hapsolur, sanki o gün çok sevilmiş, ödüllendirilmişim gibi hayaller kurar, günlük tutardım. Yaşamadığım şeyleri yaşamışım gibi yazardım. Böyle sevildim, böyle saçım okşandı, böyle kucaklandım vs.
Ortaokul çağlarımda yazım şiire dönmeye başladı. Elbette şimdiki gibi yazılar yazmıyordum. Temeli olmayan bir çocuk ne kadar başarılı olabilirse, o kadar işte. Zaten ben yazarken, bir gün yazdıklarımla bir yere geleceğim düşüncesi yoktu hiç aklımda, olamazdı!
Bir kız çocuğuydum ve sadece bana kalacak şeyler yazmalıydım. Kimse okumamalıydı, ayıptı, utanç vericiydi. Toplumumuzun güzel, farklı bir şeyler yapmaya çalışanları taşladığını hepimiz biliyoruz. Ben romanım çıktığında bile aylarca tebrik almaktan utandım.
HAKAN KULOĞLU: İlham aldığınız bir şair var mı?
ZEYNEP PERÇİN: Doğrusu, Nurullah Genç ve Şükrü Erbaş başta olmak üzere hayranlık duyduğum birçok şair var. Son birkaç senedir Seyyidhan Kömürcü tutkum anlatılmaz derecede derindir. Şiirlerindeki derinlik ve örtük anlatım, beni onun kalemine hayran bıraktı ve evet, kendisinden esinlenip birkaç yazı/şiir yazmışlığım da vardır.
Ben sadece bir anneydim. Yazarlık yolculuğuna çıktığımda ise tükenmiş bir insan! İçimdeki beni gerçekleştirdim ve hikâyeler, öyküler, şiirler, kitaplar ve bir de yetmezmiş gibi roman yazdım. Bulaşık yıkamak, bebek bezi temizlemek, temizlik ve yemek yapmaktan daha fazlasını yapabildiğimi fark edince, kendime hayranlık duymaya başladım. Kendime duyduğum hayranlık saygıya dönüştü. İnsan kendisine saygı duymayı öğrenince, saygı da görüyormuş; bunu da tecrübe ettim, yaşadım.
HAKAN KULOĞLU: Gelecek projeleriniz hakkında okurlarla paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?
ZEYNEP PERÇİN: Kendime örnek aldığım büyük yazarımız Yaşar Kemal’in yolundan gitmeye kararlıyım. Allah rahmet eylesin… Hayatını anlattığı bir röportajda şuna benzer bir cümle kurmuştu, eksik veya yanlış yazarsam özür dilerim:
“İnsan kendisini en iyi, kendi coğrafyasını yazarak ifade edebilir.”
Ben, Yaşar Kemal aşığı bir kadınım. Bundan sonraki romanlarımı, Kahramanmaraş ve Pazarcık dolaylarında, yani daha doğrusu Güneydoğu’daki töre, ağalık sistemi, köy yaşantısı, toplumumuzda kız çocuğunun yerini, aile içerisindeki (duygusal olarak) tokluk ve açlığın bireyi ilerleyen yaşantısında nerelere taşıdığını, eksilerini ve artılarını… ve toplumumuzun geçmişten günümüze gelen sorunlarını ele alarak yazacağım. Dediğim gibi, şu an hâlihazırda bu anlattığım konuları işlediğim iki dosyam da var.
HAKAN KULOĞLU: Zeynep Hanım, sizinle röportaj çok keyifliydi. Çok teşekkür ederim, zaman ayırdınız. Yazmak isteyenlere bir öneriniz var mı? Okurlara son sözlerinizi alabilir miyim?
ZEYNEP PERÇİN: İnsan yazmak istemez, Hakan Bey! Bunu öğrendim. İnsanın içinde vardır, yazar ama kendine saklar. İçinde yazma aşkı olan herkesin oturup bir düşünmesini çok isterim. Ülkemizdeki ve hatta dünyadaki büyük yazarlar, ileride yazar olmak için doğmuyor ve öyle eğitilmiyorlar.
Edebiyatımızın nitelikli yazarlara ihtiyacı var.
Son söz olarak da şunu söylemek isterim; her röportajdan sonra söylerim bunu: Kendinizi gerçekleştirin. Hiçbirimiz yeryüzüne sadece yaşayıp sonra da ölmek için gelmiyoruz. Hepimizin içinde, kendimizin bile farkında olmadığı korkunç bir potansiyel var. Bence bu potansiyel kendisini gerçekleştirmeden kara toprağa girmemeli, büyük yazık!