Kesin işi düştü
Telefon çalıyor.
Ekranda bir isim.
Uzun zamandır sessiz kalanlardan.
Açmadan önce insanın içinden aynı cümle geçiyor:
“Kesin işi düştü…”
Ve çoğu zaman yanılmıyorsun.
Medya mensubu olmak, ne yazık ki sadece haber üretmek değil;
aynı zamanda insanların ihtiyaç zamanlarında hatırladığı bir isim olmak demek.
Özellikle bazı dönemlerde telefonlar daha sık çalar.
“Bir destek rica edecektik…”
“Bir paylaşım mümkün mü?”
“Şunu bir gündeme getirsek…”
İş görülür, ihtiyaç karşılanır…
Sonra telefonlar yine susar.
Ama mesele yalnızca belli çevrelerle kurulan ilişkiler de değil.
Hepimizin hayatında vardır böyle insanlar.
Aylarca aramaz, sormaz…
Bir selamı esirger.
Ama bir gün bir şeye ihtiyaçları olur.
İşte o gün telefon çalar.
Ne bir hâl hatır vardır öncesinde,
ne de bir gönül bağı.
Doğrudan konuya girilir.
Çünkü amaç bellidir: İş düşmüştür.
Bazen saatlerce emek verdiğin işler, göz önünde tuttukların, fark edilmeyen sessiz çabalarla doludur. İyi günde de, zor zamanda da oradasındır; emek verirsin, ama bir bakarsın hatırlanan başkasıdır. Vefasızlık en çok burada kendini gösterir. Halbuki güven ve bağlılık, sadece iş düştüğünde hatırlanmakla inşa edilmez. Birini sadece ihtiyacın olduğunda arıyorsan, bu bir bağ değil, bir listedir; gerekince açılan bir rehber kaydıdır.
O yüzden “seni seviyoruz”, “çok kıymetlisin” gibi cümlelere de gerek yok.
Çünkü belli ki ben,
sadece işin düştüğünde hatırlayacağın biriyim.
Oysa insan bazen hiçbir şey istemeden aramalı.
Bayrama üç gün kala mesela…
“Bayram mesajı yayınlamak istiyoruz” demek bile bir hatırlanmadır.
En azından “aklımızdasın” demektir.
Bazen bir mesaj, bir selam, uzun suskunluklardan çok daha anlamlıdır.
Bunu güzel yapan insanlar var.
Ama isim vermeyeceğim.
Çünkü yapmayan ama gönlümde yeri olanlar da var;
kırılmasınlar.
İnsan işi düştüğünde aramamalı.
Ya da en azından sadece işi düştüğünde aramamalı.
Çünkü samimiyet,
en çok ihtiyaç yokken belli olur.
Telefon, beklenti olmadan çaldığında kıymetlidir.
Telefon yine çalıyor.
Bu kez içimden şu geçiyor:
“Keşke bu telefon, bir ihtiyacın değil, bir samimiyetin sesi olsa…”
