TÜRK ORDUSUNUN SİLAHI KADAR AHLAKI DA GÜÇLÜDÜR; ROJAVA SONRADAN KURGULANMIŞ SİYASİ BİR PROJEDİR

Rojava bir gerçeklik değil

Rojava bir gerçeklik değil

Son günlerde Suriye’nin kuzeyine ilişkin yürütülen tartışmalar, sahadaki gerçeklerden çok kavramlar üzerinden şekilleniyor. Bu kavramların başında da “Rojava” geliyor. Açık konuşmak gerekir: Rojava, tarihsel ve hukuki bir gerçeklik değil; sonradan kurgulanmış siyasi bir projedir. Osmanlı arşivlerinde yoktur, Suriye’nin resmî kayıtlarında yoktur, uluslararası hukukta karşılığı yoktur. Bir ismin sürekli tekrar edilmesi, onu meşru ya da gerçek kılmaz.

Bu isim üzerinden oluşturulmak istenen algı, terör örgütlerinin fiilî varlığını masum bir “coğrafya” perdesiyle örtme çabasıdır. Oysa sahadaki tablo nettir: Suriye’de devlet otoritesinin zayıfladığı alanlarda, silahlı ve ideolojik yapılar kontrol sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye’nin itirazı da, mücadelesi de bu yapılaradır; bir coğrafyaya ya da halklara değil.

Türkiye’nin güvenlik politikalarının merkezinde sınır güvenliği ve vatandaşının can emniyeti vardır. Bu politikayı hayata geçiren Türk Silahlı Kuvvetleri ise yalnızca gücüyle değil, taşıdığı ahlaki sorumlulukla da öne çıkar. Türk ordusunun geleneğinde sivili hedef almak yoktur. Bu, yazılı olmayan ama nesilden nesle aktarılan bir devlet terbiyesidir.

Bugüne kadar yürütülen tüm sınır ötesi harekâtlara bakıldığında, sivil hassasiyetinin nasıl titizlikle korunduğu açıkça görülür. İnsani koridorlar, güvenli bölgeler, siviller için açılan geçişler; Türk ordusunun “önce insan” yaklaşımının sahadaki karşılığıdır. Terör örgütleri sivilleri kalkan olarak kullanırken, Türk askeri sivili korumayı görev bilir.

Bu noktada altı özellikle çizilmesi gereken bir gerçek vardır. Yazıda özellikle şu cümleyi vurgulamak gerekir: “Türk askeri için masum can dokunulmazdır; hedef terördür, siviller değil.” Bu ifade bir slogan değil, sahada uygulanan bir ilkenin özetidir. Türk Silahlı Kuvvetleri, operasyonlarını uluslararası hukuk, angajman kuralları ve savaş hukuku çerçevesinde yürütür. Gerektiğinde risk alır, gerektiğinde ilerlemeyi durdurur ama sivile zarar vermemeyi esas kabul eder.

Terör örgütleri ise tam tersine, sivil acıları propaganda malzemesi hâline getirir. Okulları, hastaneleri, yerleşim alanlarını üs olarak kullanır; ardından ortaya çıkan her tabloyu Türkiye’ye fatura etmeye çalışır. “Rojava” söylemi de bu propagandanın dilsel ayağıdır.

Gerçekler nettir. Ortada tanınmış bir yapı yoktur. Ortada meşru bir özerklik yoktur. Ortada, iç savaşın doğurduğu boşlukta şekillenmiş, dış destekli ve ideolojik bir proje vardır. Türkiye bu projeye değil, bu projenin ürettiği terör tehdidine karşı durmaktadır. Türk ordusu gücünü silahtan aldığı kadar, ahlakından ve devlet geleneğinden alır. Sivili koruyan, terörü hedef alan bu duruş; algılarla değil, sahadaki uygulamalarla konuşur. Hakikat de tam olarak budur.

 

Aslan Tatar İl Başkanı Previous post ANAHTAR PARTİ GİRESUN İL BAŞKANI TATAR: “TÜRK BAYRAĞI; MALAZGİRT’TE ALPARSLAN’DIR, ÇANAKKALE’DE SEYİT ONBAŞI’DIR, SAKARYA’DA MUSTAFA KEMAL’DİR”
Mete Bahadır Yılmaz Nusaybin Next post AK PARTİ GİRESUN İL BAŞKANI YILMAZ’DAN BAYRAK SALDIRISINA SERT TEPKİ