Terör rojava olayıyla meşrulaşmaz; isim değiştirir ama niyet değiştirmez

Terör rojava olayıyla meşrulaşmaz

Terör rojava olayıyla meşrulaşmaz

Merhaba sevgili okurlarım;
Bazıları Rojava deyince özgürlükten, eşitlikten, hatta demokrasiden söz ediyor. Haritaların üzerinde romantik cümleler kurmak kolay. Ama iş sınırın öbür tarafına, yani Türkiye’nin güvenliğine geldiğinde, masalların bittiği bir yer var.

Rojava denilen yapı, Suriye iç savaşının kaosundan doğmuş masum bir yerel yönetim değildir. Bu yapı, Türkiye’nin kırk yıldır mücadele ettiği terör örgütünün farklı bir ambalajla sahaya sürülmüş halidir. İsmi değişince niyeti de değişmiş olmuyor.
Bu gerçeği en iyi bilenler ise ekran başında ahkâm kesenler değil; dağda, şehirde, sokakta görev yapan Türk polisi ve askeridir. Kimse klimalı salonlarda “hak, hukuk” nutukları atarken, polisimizin ne şartlarda görev yaptığını konuşmuyor.
Gece gündüz demeden, bayram seyran bilmeden, ailesini geride bırakıp sokakta nöbet tutan polis; bir eylemde hedef, bir provokasyonda ilk muhatap oluyor.

Bir taş atıldığında, bir molotof fırlatıldığında, bir hendek kazıldığında ilk karşıya çıkan yine polis. Ama ne hikmetse, polis yaralandığında sessizlik, polis müdahale ettiğinde çığlık kopuyor. Teröristin arkasına saklandığı “sivil” kalkanlar konuşuluyor da, evladını göreve yollayan annenin yüreği kimsenin umurunda olmuyor.

Batı, Rojava’yı parlatmayı seviyor. Çünkü orada akan kan kendi kanı değil. Aynı Batı, Türk polisi şehirlerde terörle mücadele ettiğinde “orantısız güç” masalları anlatıyor. Peki, elinde silah olan teröriste çiçek mi uzatılmalıydı?

Buradan açıkça söyleyelim:
Bu mesele bir etnik kimlik meselesi değildir. Kürtler bu ülkenin kardeşidir. Ama terör, hangi bayrağı sallarsa sallasın, hangi dili konuşursa konuşsun, terördür. Ve terörle mücadele eden polis de bu milletin onurudur.

Türkiye’nin sınırında, Türkiye’ye düşman bir yapının güçlenmesine göz yumması beklenemez. Aynı şekilde, bu tehdide karşı canını ortaya koyan polisinin yalnız bırakılması da kabul edilemez. Devlet olmak, gerektiğinde bedel ödemektir. O bedeli ödeyenler ise masa başındakiler değil, sahadakilerdir.

“Bu vatan, toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır.” diyen Yahya Kemal’i hatırlayalım.
O dağlar bugün bazen sınırda, bazen sokakta, bazen bir polis üniformasının içindedir.

Bu tehdide karşı duran askerimize, polisimize laf söylemek; bu ülkenin gerçeğine sırt çevirmektir. Bu topraklarda güvenlik lafla değil, fedakârlıkla sağlanır. O fedakârlığı yapanları görmeyenlerin söyleyecek sözü de hükmü de yoktur.
Bir daha ki yazımda görüşmek dileğiyle….

Mete Bahadır Yılmaz Nusaybin Previous post AK PARTİ GİRESUN İL BAŞKANI YILMAZ’DAN BAYRAK SALDIRISINA SERT TEPKİ
Ali Temür Giresun’a kazandırılacak Next post ALİ TEMÜR: GİRESUN’A 3 ÖNEMLİ SAĞLIK YATIRIMI HAYIRLI OLSUN