Hakan Kuloğlu’nun köşesinden
Sevgili okurlarım,
Zamanın akışı değişti; çağın dili, şekli ve ölçütleri de öyle. Bugün bir ekran karşısına geçip birkaç saniyelik dikkat çekici görüntüyle binlerce insana ulaşmak mümkün. Kimi abartılı hareketlerle, kimi anlamsız cümlelerle, kimiyse yalnızca “bana para verin” diyerek gündeme geliyor. Ardından bu kişilere bir unvan veriliyor: Fenomen.
Ama tam da burada bir durup düşünmeli insan. Çünkü mesele yalnızca görünür olmak değil. Asıl mesele, ardında ne bıraktığın.
Eskiden tanınmak bir ayrıcalıktı. Emek isterdi, bilgi ve birikim gerektirirdi. Bir şairin dizeleri, bir sanatçının eserleri, bir bilim insanının keşfi vardı ortada. Tanınmak, üretmenin bir sonucuydu. Bugünse görünür olmak, değerden daha fazla kıymet görür hale geldi. Dikkat çekmek, üretmekten daha çok takdir topluyor.
Ben mesela Nazım Hikmet’i okurum. Her dizesinde bir çağrı, her şiirinde bir direniş vardır. Sözcükleriyle bir ömür boyu yolculuk yaptırır insana. Ama kimse ona “fenomen” demez. Çünkü o bir şairdir. Kalıcılığı, gündem olmasından değil; yüreklerde bıraktığı izdendir.
Öte yanda, algoritmaların taşıdığı bazı “ünlü” figürler var. Ne söyledikleri anlaşılır, ne de bir derinliği vardır. Ne bir fikir üretirler ne de bir değer. Ama milyonlarca kişi izliyor. İzleniyorlar diye “değerli” sanılıyorlar. Oysa sadece tanınıyorlar. Aradaki farkı ayırt etmek gerek.
Bakın mesele ne kadar sade:
Tanınmak kolaydır; değerli olmak zordur.
Tanınmak için sadece görün: bağırın, sansasyon yaratın, dikkat çekin. Ama değerli olmak için üretmek gerekir; düşünmek, emek vermek, katkı sunmak… Ve en önemlisi, kalıcı olabilmek gerekir.
Fenomenlerin çoğu, bir mevsimlik yaprak gibi solup gider. Ama Nazım Hikmet hâlâ aramızda. Aşık Veysel hâlâ sözlerinde yaşıyor. Aziz Sancar, bilimin izini sürerken ışık olmaya devam ediyor.
Bugün gençlere “ne olmak istersin?” diye sorsanız, pek çoğu “fenomen” der. Ama ben başka bir şey söylemek istiyorum:
“Fenomen değil, iz bırakan bir insan olun.”
Çünkü fenomenlik, yalnızca algoritmaların geçici oyuncağıdır. Gerçek iz bırakmak ise, ömür boyu süren bir emek, sabır ve vicdan meselesidir.
Tanınmak, bugün herkesin ulaşabileceği bir basamak olabilir. Ama herkes saygı duyulan biri olamaz. Bu yüzden çocuklarımıza, gençlerimize “ünlü ol” demeyelim.
“Üret, düşün, kalıcı ol.” diyelim.
Çünkü gerçek iz, dijital ekranlarda değil — insan hayatında, kalplerde ve zihinlerde bırakılan izdir.
Sevgiyle kalın,
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.
