Toplumun beklentisi net
Yaz mevsimiyle birlikte maalesef tekrar alevlerle anılmaya başlayan ormanlarımız, hepimizi derinden yaralıyor. Her yıl artan yangın vakaları, sadece doğaya değil, toplumsal güvene de zarar veriyor. Gittikçe sıklaşan bu yangınlar karşısında kamuoyunda yükselen en temel sorulardan biri şu: Bu felaketlerin hepsi gerçekten sadece doğal nedenlerle mi oluyor?
Bu soruyu sormak, elbette bir suçlama değil; toplumun yaşadığı travmaya verdiği doğal bir tepkidir. Çünkü geçmişte bazı yangın olaylarında, sabotaj ihtimali gerekçesiyle adli merciler tarafından soruşturma başlatıldığı kamuoyuna yansımıştır. Bu da halkın bu konuda şüphe taşımasının yalnızca bir “komplo teorisi” olmadığını gösterir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir çizgi var: Şüphe duymak başka, delilsiz suçlama yöneltmek başkadır. Bu ayrımı gözetmeden yapılan her yorum, hem hukuk açısından sorun yaratır hem de yangınlarla mücadeleye zarar verebilir. Bu yüzden meseleye akılcı, sorumlu ve çözüm odaklı yaklaşmak zorundayız.
Toplumun beklentisi net: Orman yangınlarının nedenleri şeffaf bir biçimde açıklanmalı, eğer kasıt unsuru varsa adli süreçler tereddütsüz ve sonuna kadar işletilmelidir. Bu tür suçlara verilecek cezaların caydırıcılığı artırılmalı; çevreye, ekosisteme ve kamu vicdanına karşı işlenen bu ağır eylemler karşısında hukuk sessiz kalmamalıdır. Çünkü unutulmamalıdır ki, yanan sadece ağaçlar değil; o ağaçların gölgesinde büyüyecek çocukların hayalidir, geleceğin umududur. Ormanı yakmak, sadece çevreye değil; toplumun ortak hafızasına, biyoçeşitliliğe ve gelecek kuşaklara da ihanet etmektir.
Ayrıca, yanan alanların ne olacağı konusu da halkın haklı bir hassasiyetidir. Orman Kanunu’nun 169. maddesi, bu alanların yeniden ağaçlandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak uygulamada bu süreçlerin takibi yeterince şeffaf olmayabiliyor. Bu da zaman zaman “yangın sonrası bu topraklar başka amaçlarla mı kullanılacak?” sorusunu beraberinde getiriyor. Bu noktada, yasaların uygulanma biçimi de en az yasa kadar önemlidir.
Bu yangınlarla birlikte en büyük görev kamu idarelerine, savcılıklara ve elbette biz vatandaşlara düşüyor. Devlet, bu olaylara dair süreci şeffaf bir şekilde yürütmeli; halk ise bilgi kirliliği ve asılsız suçlamalardan uzak durarak sorumluluğunu yerine getirmelidir.
Unutmayalım: Soru sormak, sorgulamak ve tedbir istemek demokratik bir haktır. Ancak bunu yaparken, hukukun çizdiği sınırları ihlal etmeden, sorumlu bir yurttaş bilinciyle hareket etmek hepimizin görevidir.
Ormanları korumak sadece yangın söndürmekle değil, adaleti sağlamakla da mümkündür.
